Çözüm sürecini esas olarak Öcalan’ın statüsü sorunu tıkıyor

14.04.2026 medyascope.tv

14 Nisan 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Benden Macaristan bekleyenler kusura bakmayın. Macaristan üzerine söylenecek çok şey var ama herkes onu konuştuğu için ben girmeyeyim. Ben yine kimsenin pek konuşmadığı alana, kimilerine göre hiç olmayan hatta geçen bir izleyici demiş ki: "Siz paralel bir evrende yaşıyorsunuz. Çözüm süreci diye bir şey yok." demiş. Ben yine o konuyu konuşacağım. Bir de şunu özellikle vurgulamak istiyorum. Macaristan üzerine bir yayın yapmış olsaydım o yayını kesinlikle George Soros'a ithaf ederdim. Onu yaptığım durumda da zaten dertsiz başıma iyice dert almış olurdum. Onun için şimdilik ayağım frende olsun. Bir gün George Soros üzerine de bir yayın ayrıca yaparız.
Neden çözüm süreci ve Öcalan'ın statüsü meselesi? Daha önce de 25 Şubat'ta bir yayın yapmıştım ve "Öcalan'ın statüsü meselesi niçin çok önemli?" diye bir başlıkla yapmıştım. Şimdi onu tekrar konuşmak istiyorum. Biraz daha deşmek istiyorum ama öncelikle şunu söyleyeyim. Dün Ahmet Şık son kitabını tanıttı. 600 sayfalık bir çalışma, yakın dönem Türkiye tarihi gibi. ‘‘Ayna’’, Kürtçe adıyla ‘‘Helî’’ Kürt meselesi üzerine: Kimlik İnkârı, Devlet Zihniyeti ve Yurttaşlık Krizi; onun tanıtımını yaptı bir grup gazeteciye. Ahmet’le bu kitap üzerine bir aksilik olmazsa haftaya konuşacağız. Orada hâlâ bu meseleleri dert edinenler olduğunu bir kere daha gördüm. Sonra bir başka arkadaşımla çözüm süreci var mı yok mu, iyimser mi olmak lazım kötümser mi olmak lazım muhabbeti yaptık ve T24'te Cansu Çamlıbel'in Pervin Buldan'la yaptığı röportajı okudum. Orada şu husus çok önemli, Cansu diyor ki: "Ben uzun süre defalarca kendisiyle görüşmek istedim, olmadı ama bu sefer kendisi istedi." Demek ki bunu anlatmak istiyorlar.
Evet, benzer bir şeyi ben de yaşadım, yaşıyorum. Hâlâ benimle konuşmuyorlar. O ayrı bir husus. Neden böyle yaptıklarını bilmiyorum ama konuşmak istemediler. Hatta daha önce de söyledim; "Sürecin toplumsallaşmaya ihtiyacı yok. Öcalan'la devlet bu işi tıkır tıkır götürüyor." demişti bana Kürt hareketinden önemli bir isim. Ama işin hiç de öyle olmadığı anlaşıldı. Süreç tıkandı. Suriye'de tıkandı. İran savaşıyla biraz tıkandı ama şimdi esas olarak Öcalan'ın statüsü meselesinde tıkanmış durumda. Bunu biliyorduk ama işin ne kadar ciddi olduğunu Pervin Buldan'ın söylediklerine bakınca tekrar görüyoruz. Konuşmanın, söyleşinin önemli bir bölümünde bunu söylüyor Pervin Buldan. Adının ne olduğunun bir yerde çok önemli olmadığını ama Öcalan'a hukuki bir statü verilmesi gerektiğini söylüyor. Baş aktör, baş müzakereci her neyse bu statü olmadan sürecin ilerlemesinin çok zor olacağını söylüyor ve bu statü olmadığı için de zaten süreç şimdi ilerlemiyor.
Ama şunu da biliyoruz; 27 Mart'taki İmralı Heyeti’nin buluşmasına devlet daha geniş bir heyetle katıldı. Buldan heyettekilerin seviyesi hakkında bilgi vermiyor, hangi düzeydeki isimlerin katıldığı hakkında. İsimlerini zaten söylemiyor. Ama belli ki önemli bir eşik aşılmış 27 Mart'taki görüşmede. Fakat dönüp dolaşıp olay Öcalan'ın statüsünde düğümleniyor. Ne diyor? ‘‘Sürecin de facto yürümesini istemiyor. Hukuki bir statü istiyor’’ diyor Öcalan için. Şimdi bir diğer husus biliyorsunuz İmralı'da yeni bir yer yapıldı ya da var olan bir yer yenilendi gibi bir husus var. Öcalan'ın da hatta bir görüşmede, aylar önceki bir görüşmede yeni yer için teşekkür ettiğini de biliyoruz. Akın Gürlek bu konuda bir cevap verdi Adalet Bakanı olarak ama ne dediği anlaşılmadı açıkçası. Şunu biliyoruz ki bir ev falan inşa edilmemiş ama var olan bir yer Öcalan için bir tür ofise dönüştürülmüş anladığım kadarıyla. Fakat Pervin Buldan diyor ki: ‘‘Biz hâlâ her zaman toplantı yaptığımız yerde görüşüyoruz.’’ Bu daha önceki çözüm sürecinde de aynı yer, şimdi de aynı yer. Yeni yere geçilmemiş ve benim bildiğim kadarıyla daha önce de bu çıkmıştı. Öcalan statü meselesi hallolmadan o yeri kullanmak istemiyor. Bunu bir kere daha bu yayından önce güvendiğim birtakım kaynaklardan teyit ettim. Bunu özellikle vurgulamak istiyorum. Öcalan statü istiyor. Öcalan'ın çevresindekiler ya da hareketi, ona tabi olanlar da o statüyü bekliyorlar. Tabii buna ek olarak yasaları bekliyorlar ama yasa konusunda hâlâ çok ciddi şekilde iktidarda bir bekleme var.
Şimdi "Nisan ayı" dendi. Nisan’ın ortasına geldik. Hâlâ bir şey yok. Kimileri bundan doğrudan Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş'u sorumlu tutuyorlar. Ama Numan Kurtulmuş'un Erdoğan'a rağmen böyle bir şey yapacağına ben açıkçası inanmıyorum. Ama sürekli olarak da iktidar medyasında Erdoğan'ın "Hadi artık bu yasal düzenlemeleri yapın." dediğini okuyoruz. Böyle karışık; iktidar çevresinde durum karışık. Buna karşılık Öcalan da ‘‘Artık bu adımlar atılmalı’’ diyor. Ve bir diğer tartışmalı husus da bunların kademe kademe olmasını yani önce eyleme karışmamışlar, sonra şunlar, sonra bunlar; bunu da Öcalan'ın istemediğini öğrendim. Bir diğer husus da bu silah bırakmanın tespiti, tescili meselesinde de bir sorun var. Ama şu da var; Öcalan net bir şekilde ‘‘Artık silahlı mücadele devri bitti’’ diyor. Pervin Buldan aynen şöyle demiş: ‘‘Silahlı mücadele devri bitti.’’ Öcalan'a atfen söylüyor. ‘‘PKK bitti. Kapandı. Şimdi başka bir dönem, yeni bir dönem başladı. Yeni bir süreç başladı’’ diyor. Ama burada da şöyle bir sorun çıkıyor: Eğer devlet vadettiklerini vermezse ne yapacak Kürt hareketi? İşte burada Pervin Buldan'ın deyişi Öcalan'dan aktararak ‘‘Hiçbir şey kolay olmayacak, olmuyor da zaten; mücadele etmeden hiçbir şey elde edilmiyor’’ diyor.
Şimdi benim öğrendiğim kadarıyla son görüşmede Öcalan kendisinin bir şekilde Kürtleri zora sokacak pozisyon almayacağını ısrarla vurgulamış ve hatta galiba şöyle bir laf etmiş: "Benden kontrgerilla olmamı beklemeyin." Bu çok önemli bir şey. Böyle bir hani Kürtlere içeriden... Ki şunu özellikle vurgulamak lazım; özellikle diasporadaki Kürt milliyetçileri, bazı Kürt milliyetçileri Öcalan'ı devletle iş birliği yapan bir tür devletin aktörü olarak resmetmeye çalışıyorlar. Ne derece etkili oluyor bilmiyorum ama sürekli böyle bir propaganda yapmaya çalışıyorlar. Öcalan'ın bu konuda çok hassas olduğunu ve böyle bir görüntü vermediğini, vermek istemediğini özellikle vurgulamak lazım. Ve bu anlamda da statü istiyor. O statü verilene kadar çok fazla bir şey olmayacak sanki. Ki Bahçeli de bunu istedi, verilmesini istedi. Bu anlamda Öcalan'la Bahçeli uyuşuyor. Ama Erdoğan'ın bundan çok ürktüğünü düşünüyorum. Bunun doğrudan sandığa yansıyabileceğinden ürküyor. Böyle bir yerde şu anda kilitlendik kaldık. Bakalım ne olacak.
Bugünün ithafı... Dün Ingrid Bergman'dı. ‘‘Casablanca’’dan bahsettik. Bari, Humphrey Bogart'tan da bahsedelim. Evet, ‘‘Casablanca’’da Ingrid Bergman'la oynamıştı. Herhalde Amerikan sinemasının ve dünya sinemasının o altın çağının en birinci erkek oyuncusu Humphrey Bogart, genellikle birinci sırada gösteriliyor. ‘‘Malta Şahini’’nde Sam Spade rolünde dedektif. ‘‘Big Sleep’’, nasıl çevrildi Türkçeye bilmiyorum, orada Philip Marlowe. Dedektif rolleri oynadı. Aynı zamanda tabii ki romantik filmlerde, ki ‘‘Casablanca’’ bunlardan birisidir, oynadı. Macera filmleri var; ‘‘Sierra Madre Hazineleri’’, ‘‘Key Largo’’ gibi. ‘‘Çıplak Ayaklı Kontes’’, demin gösterdik görüntüsünü. Bu ‘‘Sierra Madre’’nin afişi. ‘‘Çıplak Ayaklı Kontes’’ var. Evet, burada yine Humphrey Bogart, Mankiewicz'in yönettiği bir film; o da Ava Gardner'la. Tabii onunla oynayan kadın oyuncular da ayrıca bir şey kazanıyorlar. Bu arada kendisinin büyük aşkı, aralarında 25 yaş fark varken Lauren Bacall... Evet. Dördüncü evliliğini onunla yapmış. Humphrey Bogart'ı genellikle ağzında sigarayla görürüz ki öyleymiş normal hayatında da ve çok içki içen birisi. Sigara ve bunların etkisiyle erken yaşta, 58 yaşında kanserden ölmüş ama hâlâ herkesin hafızasında gerçek bir ikon olarak duruyor Humphrey Bogart. Kendisini saygıyla anıyorum. Son bir not. Bugün ve yarın Ankara'dayım. Yine benim grup toplantıları hastalığım depreşti. Bakalım neler göreceğim. Onların hepsini de size aktaracağım. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
19.04.2026 Mansur Yavaş’ın “topluca bir karar almamız gerekiyor” çağrısının anlam ve önemi
18.04.2026 Gülistan, Rojin, Rabia, Nadira, Burak ve diğerleri
17.04.2026 Okul saldırıları: Tabii ki siyasi
16.04.2026 Kindar nesil
15.04.2026 Özgür Özel AKP’lilerin aklını çelebilir mi?
14.04.2026 Çözüm sürecini esas olarak Öcalan’ın statüsü sorunu tıkıyor
13.04.2026 Netanyahu ve diğer İsrail yöneticileri niçin Erdoğan’ı hedef alıyor?
12.04.2026 CHP muhalefette niçin yalnız kaldı?
12.04.2026 Türkiye normalleşebilecek mi?
11.04.2026 Sürecin ve Türkiye’nin Demirtaş’a ihtiyacı var
19.04.2026 Mansur Yavaş’ın “topluca bir karar almamız gerekiyor” çağrısının anlam ve önemi
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı