İmralı’ya kim gitsin?

08.02.2013 Vatan

Geçtiğimiz yıl bu günlerde İstanbul’da özel yetkili savcı Sadrettin Sarıkaya, KCK soruşturması kapsamında MİT Müsteşarı Hakan Fidan, eski Müsteşar Emre Taner, eski Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş ve diğer MİT görevlilerinin ifadelerini alabilseydi ne olurdu? Mesela bugün İmralı’ya hangi milletvekillerinin gideceğini değil, hangi milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılacağını konuşuyor oluyorduk.
Tek başına bu örnek bile Türkiye’nin nasıl bir badire atlatmış olduğunu göstermeye yeterli olabilir. Ancak bazı engellerin aşılmış olması, “yeni İmralı süreci” adını verdiğimiz girişimin önünün sonuna kadar açık olduğu, olacağı anlamına kesinlikle gelmemeli. Çünkü içerde ve dışarda, Türkiye’nin, içiçe geçmiş olan PKK ve Kürt sorunlarını çözmesini isteyenler kadar istemeyenler de var ve bu odaklar tahminlerimizin ötesinde güç ve imkanlara sahipler.
Çok kırılgan bir süreç şu yaşadığımız. Tarafların birbirlerine güvenleri hiçe yakın bir noktada ki bu hiç de şaşırtıcı değil. Süreci sabote etmek isteyenler de bu karşılıklı güvensizliği tırmandırmak, tarafları birbirlerine karşı kışkırtmak için ellerinden geleni yapıyorlar, yapacaklar. Diğer bir sabotaj stratejisi de, tarafların kendi içlerindeki farklı görüş ve eğilimleri kızıştırıp bölünmeler, yarılmalar yaratmak: Örneğin süreçten şu ya da bu nedenle rahatsız olan PKK ve devletin güvenlik bürokrasisi içindeki bazı kişileri/grupları ayrı ayrı veya koordineli bir şekilde provokatif eylemlere yönlendirmek.

Milletvekillerinin misyonu

Şu aşamada gündemimizde, hızla siyasi bir polemiğe dönüşen, Başbakan Erdoğan’ın “İmralı’ya, Abdullah Öcalan ile görüşmeye şu milletvekilleri gidebilir, şunlar gidemez” dayatması var. Acaba buradan sürece zarar verecek bir kriz doğar mı? Bu soruyu cevaplamak için Öcalan’la görüşecek olan milletvekillerine nasıl bir misyon yüklendiğine bakmak lazım. Eğer onlardan sadece Öcalan’ın söylediklerini dışarıya, yani Kürt siyasi hareketinin tabanına, ama özellikle PKK’ya aktarmaları bekleniyorsa pek bir sorun yok demektir. Ancak bu milletvekillerine sürecin yasal boyutunun taşıyıcılığı gibi bir sorumluluk yüklenecekse, o zaman temsil kabiliyeti en yüksek olanların gitmesi gerekir.
Başbakan’ın, BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak ile DTK Eşbaşkanı Aysel Tuğluk’u, Şemdinli’de kameralar önünde PKK militanlarıyla kucaklaştıkları için veto etmesi, kendi siyasi kaygıları açısından bakıldığında anlaşılır bir şey. Lakin müzakerelerin merkezine Öcalan’ı oturtup, buna ek olarak PKK yönetimiyle doğrudan görüşme mekanizmaları geliştirip iki milletvekilini “siz teröristle kucaklaştınız” diye masaya oturtmamaya kalkmak bu sürecin ruhuna hiç uygun değil. Kaldı ki iktidar partisi ne kadar siyaset yapıyorsa BDP’liler de bir o kadar yapıyor; AKP’nin “taban ne der” derdinin aynısı BDP’de de mevcut.

Herkes risk alıyor

Normal şartlarda İmralı’ya kimin gideceği tartışmasından çok ciddi sorunlar çıkmaması gerekir. Eğer bu görüşmeler sistemli olarak ve sık aralıklarla yapılacaksa, ki öyle olacağını düşünüyorum, her iki tarafın da hassasiyetlerini gözeten bir ekip oluşturulabilir. Tarafların orta bir noktada buluşmasında Öcalan’ın müdahalesine ihtiyaç duyulabilir.
Ancak “İmralı’ya kim gidecek?” tartışmasının ortaya çıkardığı çok daha önemli bir sorun var. Öcalan ile MİT Müsteşarı Hakan Fidan arasında sağlanmış olduğunu varsaydığımız uyum ve anlayışın izi siyasetçilerde pek yok. Kaba tabirle konuşacak olursak, taraflar birbirlerine güvenmediklerinden olsa gerek, arkalarını kollamaktan önlerine pek bakamıyorlar.

Tarafların her biri sadece kendisinin risk aldığını düşünüyor. Halbuki bu sürecin başarısızlığa uğraması halinde her iki taraf da çok ağır, ölümcül yaralar alabilir. Ve bu gerçeği görmemekte inat ettikleri takdirde kendileriyle birlikte bütün ülkeyi de ateşe atabilirler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
14.06.2026 Kimler tarihin doğru tarafında duruyor: CHP Lüleburgaz mitinginden izlenimler
13.06.2026 “Baba ocağı” diye diye…
12.06.2026 Yeni "yerli ve milli" muhalefet partisi olma yolundaki CHP
11.06.2026 Fatoş Pınar Türker'in onuru işkenceyi yendi
09.06.2026 Alişer Delek: “Kılıçdaroğlu kurultayı bir yıldan önce yapmaz”
09.06.2026 CHP son hız kopuşa gidiyor
09.06.2026 Hafta Başı (85): Özel-Kılıçdaroğlu düellosu
09.06.2026 Vahap Coşkun ile söyleşi: “İki CHP’nin bir arada durabilme ihtimali giderek azalıyor”
07.06.2026 Milli Görüş'ün yenilikçileri, CHP'nin değişimcileri
06.06.2026 CHP'nin yol ayrımı: Toplum ya da devlet
14.06.2026 Kimler tarihin doğru tarafında duruyor: CHP Lüleburgaz mitinginden izlenimler
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı